Her İnsan Neden Sık Sık Doğaya Gitmeli?

Binlerce yıldır insanlığın düzenli ve güvenli hale getirmeye çalıştığı şehirler bizi bu kadar yıpratıyorken, tehlikeli diye öğretilen doğaya gittiğimizde içimizin huzur dolması sizce de çok ironik değil mi? Eğer siz de şehir yaşamında kaybolmuş, doğayla bağları kopmuş biriyseniz bir an önce doğayla buluşmanız için bazı nedenler sıralayabilirim.

Özellikle son yüzyılda insanların çoğunluğunun yaşam koşulları ciddi anlamda değişti. Köyden kente göç uç rakamlara ulaştı. Artık “modern” toplumun kurallarına göre hayatta kalmak için çok daha fazla savaşmamız gerekiyor. Şehirler kalabalık. Metropollerdeki vahşi koşullar, kimilerinin gitmeye korktuğu vahşi doğada bile yok. İnsanlar binlerce yıldır şehirlerde düzenli bir güven çemberi oluşturmak için çalıştılar. Kendilerini vahşi hayatın tehlikelerinden koruduklarını düşündüklerinde ise kendi türlerinden gelen tehlikelerle karşı karşıya kaldılar. Bahsettiğim kalabalık yerlerde sokaklar yine güvenli değil. Yıllarca aynı düzende, oluşturulan güven çemberinin içinden çıkmadan yaşayan insanlar bu sefer de buhranlarla, depresyonlarla boğuşmaya başladı. Peki düzenli ve güvenli hale getirmeye çalıştığımız şehirler bu haldeyken, bizi bu kadar yıpratıyorken, tehlikeli diye bildiğimizi doğaya gittiğimizde içimizin huzur dolması sizce de çok ironik değil mi? İnsanların her şeyi nasıl eline yüzüne bulaştırdığının en somut örneği olabilir belki de.

koy-kent-nufus

Kaynak: infogr.am/1352296487-357803

Ben 5 yaşıma kadar köyde büyüdüm. Sonra şehre taşındık ama ben yine de ilkokul boyunca yazları ailemden ayrı köyde kalırdım. 20 yaşımdan sonra şehir hayatı bana sıkıntı vermeye başladı. Sık sık doğaya kaçışlarımın başlangıcı da bu döneme tekabül eder. Yaklaşık bir yıldır İstanbul’da yaşıyorum ve vahşi metropolün, trafiğin, kavganın orta yerindeyim. Haftasonu kaçamaklarımda ancak nefes alabiliyorum. Eğer siz de şehirde yaşıyor ama bunu yapmıyorsanız, kalbinin sol karıncığı doğada atan ben, birer zombiye dönüşmeden önce sık sık doğayla buluşmaya başlamanız için naçizane kendimce nedenler sıralayacağım.

Doğada kendini dinleyebilirsin

Günlük hayatlarımızdaki ortamlar o kadar büyük kuru kalabalıklarla dolu ki. Dinlemeden konuşan insanlar, sürekli osurarak ordan oraya koşturan sığır sürülerini andıran motorlu taşıtlar, sesini duymadığımız elektromanyetik gürültüler ve hayatınız için zerre önemi olmayan şeyler için beyninizin içinde durmadan yankılanan sesler… Tüm bunlarla cebelleşirken insan kendini nasıl dinleyebilir? Sürekli söylerler “İnsan önce kendini tanımalı”. Pehh! Laf sadece laftır. Birini ancak onu dinleyerek ve hissederek tanıyabilirsiniz, buna kendiniz de dahil. Bir orman içinde soluklanmak için oturduğunuz bir ağacın dibi bunu yapabileceğin kuşkusuz en iyi yer. Üstelik şarkı söyleyen kuşlar da yardımcı olmak için ellerinden geleni yaparlar. Onlar sizi koşulsuz severler.

Vücudunu tazelersin

Şunun tekrar farkına varalım ki ait olduğumuz yer doğadır. Bize sunduğu bütün nimetlerle yaşamımızın kaynağı olan toprak, ona hiçbir gidişimizde bizi geri çevirmez. Toprağa otur, yalın ayak gez, ormanda biraz yürü, ağaca tırman. Vücudunu asıl tazeleyen budur, spor salonunun az oksijenli ortamında koşu bandında plastikten yapılmış ayakkabılarla yarım saat koşmak değil.

kütük taşıma

Duyarlılığın ve dikkatin artar

Doğada hayat stabil olmayan bir düzenden akar. Orada birçok şey bulabilirsin ama bulamayacağın şeylerden birisi monotonluktur. Her gün aynı olan tek şey güneşin doğudan doğup batıdan batmasıdır. Koşullar değişir ve bu değişikliklere dikkat etmek gerekir. Bu insanın etrafında olup bitenlere karşı duyarlılığını artırır. Tehlikeli olabileceğini düşündüğün şeylere karşı tetikte olursun, adrenalin her an pompalanmaya hazır bekler.

Harika manzaralar görürsün, gözün gönlün açılır

Manzara deyince hayalinde gökdelenler veya kalabalık caddeler canlandıranlar varsa zaten muhtemelen buraya kadar okumamışlardır. Eğer senin de aklına böyle şeyler geldi ama hala hevesle okumaya devam ediyorsan büyük ihtimalle içinde henüz ortaya çıkmamış bir doğa aşkı vardır. Sen o denizi, karşıdaki dağları, o gün batımını bir de bin metrelik bir tepeden izle canım okur güzel okur. Kendini bir yokla, eğer içinde ufacık bir kıvılcım bile varsa durma, düş yola.

Kartepe

Kartepe

Ateş, su ve aşkın sesi

Bir yerde durmaya karar verdiğinde uygun bir noktaya ateş yakarsın. Eğer o uygun noktanın yakınlarında bir de akarsu varsa, o birbirine asla kavuşamayan ve kavuşamayacak olan iki aşığın birbirlerine fısıldadıkları şarkıları dinleyerek kah hüzünlenir kah huzur bulursun. Suyun sesi zihnindeki kirleri yıkarken, ateşin içinde kötü olan ne varsa çıtır çıtır yaktığını hissedebilirsin.

Taptaze bir sabah nefesi alır mıydın?

Eğer ki gece kamp attıysan, önce sabahın erken saatinde nasıl da bu kadar dinç kalktığına, bu kadar saatte uykunu almış olabildiğine şaşırırsın. Sonra bir nefes çekersin içine ve o nefesin akciğerinde alveollerin içine paydos etmiş okuldan çıkan ilkokul öğrencileri gibi doluştuğunu hissedebilirsin.

Avazın çıktığı kadar bağırabilirsin! Uzun uzun, defalarca…

Bağırarak rahatlamak psikoloji bilim insanları tarafından da önerilen bir yöntem. İyi güzel de şehirde bunu nerede nasıl yapacaksın? Sokakta denesen herkes dik dik bakmaya başlar. Evde yapsan bir iki seferden sonra polis dayanır kapıya. Ama ormanda istediğin kadar bağır çağır, şarkı söyle, ıslık çal, rahatladıktan sonra da dilediğin kadar derin bir sessizlik içinde kal. Herşeyin istediğin gibi olabileceği bir yer hayali kurdun mu hiç? İşte orası orman.

Gerçek yaşama hoş geldin

Doğadayken gerçek manada “gerçek” yaşamın ne olduğunu anlar ve onun tam da orta yerinde olduğunu hissedersin. Şehirde boğuştuğun, kafa patlattığın şeylerin aslında ne kadar yapmacık sorunlar olduğunu fark edersin. Modern hayat dedikleri tek dişi kalmış canavarın körelttiği içgüdülerinin varlığını keşfedersin.

KEŞFETMEK!

İşte doğayla ilgili anahtar kelime bu. Kendini, çevreni, insanları, insanlığı, canlı olduğunu, yaşadığını, bir gezegen olarak dünyayı ve sonra yıldızlara baktığında evreni… Ve aslında elindeki yaşamın sandığın kadar acı verici olmaması gerektiğini, basit yaşadığında ve pisliklerden sıyrıldığında hayatın ne kadar güzel olabileceğini…

Keşfedersin.

Bu yazıyı paylaşmak istersen:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>