Mısır Gezi Notlarım : Eşsiz Bir Tecrübe

Kızıldeniz’deki resifleri, Mısır’da her mevsim yaz olduğunu duyduğumda Mısır’a bir kış gezisi yapma fikri aklıma iyice yerleşmişti. Zaten eşi olmayan bir medeniyet coğrafyası olması Mısır’ı mutlaka görülmesi gereken bi yer kılıyor. Daha önce hep ülkemin batısına doğru seyahat etmiştim, farklı bir kültür, farklı bi medeniyet görme fikri de çok çekiciydi.

Biletlerimi Şarm el şeyh gidiş dönüşlü olarak aldım. Vize başvurumu geçe bıraktım o yüzden nerdeyse yetişmiyordu. Mısır vizesinin bu kadar geç çıkacağını tahmin etmemiştim. Normalde en az 15-20 gün diyorlar. Başvuru sırasında mail adresinizi bırakıyorsunuz, vize çıkınca size mail atıyorlar. Gitmeden önceki gün 13 gün olmuştu ama gelen giden bi mail yoktu, konsolosluğu arayarak durumu anlattım. Sağolsunlar yardımcı oldular, bi imzası kalmış onu da hallettiler son anda vizemi aldım.

7 Ocak’ta Şarm’a doğru yola çıktım. İndiğimde saat sabaha karşı 4 civarıydı. Çakal taksiciler havaalanı çıkışında bekliyordu. Servis falan bakındım ama yok. Taksicinin biri yanaştı neyse dedim gittik arabanın yanına. Daha önceden okuduklarımı hatırlayarak arabaya binmeden pazarlığa giriştim. Başta 20 dolar istedi, ben 5 dedim neyse daha fazla uğraşamadım o yorgunlukla 10 da anlaştık. Ama dönüşte 7 dolara geldim. O sebeple havaalanı Naama Bay arasına 10 dolardan fazla vermeyin sakın.

Sharm da sol y mar adındaki dört yıldızlı bir otelde kaldım. Çok güzeldi kesinlikle tavsiye ederim. Türkiye ye göre fiyatlar harika. Sezon dışı olmasinin da etkisi olabilir. Vergi dahil 20 dolara kahvalti dahil çift kişilik odada tek kişi kaldım. Personel, oda, temizlik, hizmet herşey muazzamdi. Sadece internet 150 MB tan sonra ücretli. Ben sadece whatsapp, Facebook vs kullanımıyla 3 günde doldurmadim yine de, dikkat ettim tabi.

Not: Bu bölüm Şarm’dan Kahire’ye yaptığım yolculuk sırasında aldığım notlardır.

10 ocak gecesi 23:30 da Sharm el Sheikh’ ten Kahire’ ye doğru otobüsle yola çıkıyoruz. Yaklaşık 6-7 saatlik bir yolculuk olacak söylenene göre. Umarım bu otobüs o yolu gidebilir. Tam üstümde sürekli tıkırdayan birşeyler var. Şoför dayı da okeyden kalkıp gelmiş gibi. Teypten çalan Fatiha suresiyle yolculuğa başladık. Yavaş yavaş Şarm’ dan çıkıyoruz. Otobüse binene kadar beş saat boyunca istasyondaki bir restoranda oturup yedim içtim kitap okudum film izledim. Kanal 2 diye bi kanal var orijinal dilinde Amerikan filmleri yayınlıyor. Buradaki 3 günümde TV de sadece bu kanalı izleyebildim.

Go bus isimli bir otobüs firmasıyla yolculuk yapıyorum. Farklı otobüs çeşitleri var konfor seviyesine göre. İstediğim saatte sadece ekonomi sınıfı olmasından dolayı en konforsuz olanla gidiyorum, bakalım nasıl geçecek. Otobüs fiyatları oldukça ucuz, saati uyarsa konforlu olanları tercih edebilirsiniz. Bu bilet 85 mısır poundu. TL ile yaklaşık 17 TL ediyor. En konforlusu 220 pound.

Şimdi otogarda durduk ve şoför Arapça bazı uyarılar yaptı, çok ciddi görünüyordu o yüzden sordum nedir diye. Otobüste tuvalet ya da su yok, üç saat sonra mola vericez ona göre dedi :D

Şu an buraya gelmeden önce hayalimde canlandırdığım bir anı yaşıyorum. Eski püskü sokaklarda Arap ritimli müzikler duyarak dolaşacağımın görüntüsü. Şu an da vasat bir otobüste otururken otogardan yükselen Arapça şarkılar eşliğinde yazıyorum.

Gündüz scuba dalışına gittim. Zaten Sharm’ a bunun gelmiştim. Şehirde başka da görülecek pek birşey yok, otellerle dolu küçük bir tatil şehri. Ama tekneden atlayıp suyun altına girdiğiniz anda asıl meseleyi anlıyorsunuz. Kara bu kadar çorak ve manasızken suyun altındaki bu zenginlik… O güzellikleri anlatmada kelimeler (ya da ben) yetersiz kalacağı için burayı pas geçiyorum. Dalış yapmayacaksaniz Sharm a gelmenin pek bir esprisi yok. Tabi bir de ocak ayında İstanbul -2 dereceyken havuz kenarında, plajda güneşlenmenin keyfine paha biçilemez diyosan o baska

 

#scuba #diving tour in #sharm

Burak Okumus (@burakoue)’in paylaştığı bir gönderi ()

Aslında dalışı bir önceki gün için ayarlamıştım ama rüzgar var diye o gün teknelere izin vermemişler. Aynı kadersizligi Kapadokya da balonların havalanamamasi ve Paris te Louvre müzesinin orada olduğum gün kapalı olmasında da yaşamıştım. Feleğin tekerine çomak sokacağım lan diyerek otelde bir gecelik daha yer ayırttim ve bugün daldım. Şimdi terminalden yola çıktık. Hayırlısı inşallah.

11 Ocak Kahire’de ilk günüm

Gece çok soğuktu. Mola ve askeri kontroller için durduğumuz sıralarda cidden sağlam üşüdüm. Bunun dışında uyudum, çok kötü bir yolculuk olmadı. Eyaletler arası geçişlerde pasaport kontrolleri oluyor, bir iki kere de valiz kontrolleri yapıyor askerler. Sabaha karsi otobüsle şehre giriş yaptık. Gün dogarken çölden geçiyorduk. Bir süre sonra çöl bitti ama şehrin girişindeki virane apartmanlar da çölden farklı değil. Şehir genelde çöl renginde. Tüm binalar sarı ile gri arası bir tonda. Sabah 7:30 gibi tahrir durağında indim. Ama ortada ne meydan görünüyor ne de yön belirleyici birşey. Bi on dakika öylece dolandim. Millet sabah koşturmacasinda. Otobüs durağı tıklım tıklım. Trafik başlamış. Yoldan karşıya geçmek çok zor. İstanbul aşinalığıyla kendimi bi şekilde karşı tarafa attım. Bir pasajin girişinde otobüs şirketinin tabelasını gördüm. Bir umut içeri girip haritadan kalacağım hosteli bulmak için internetleri olup olmadığını sordum. Maalesef ki pek yardımcı olamadılar. O sırada giren bir müşteri iyi İngilizce konuşuyordu. Adresi sordum tam bilmediğini ama yakın olduğunu soyledi ve yurumem gereken yönü tarif etti. O sırada başka bir ümitle adresi daha önceden telefona indirdiğim offline uygulamada arattim (travel egypt, çok işime yaradı gezi boyunca), sonuç yok. Bu sefer umutsuzca hostelin adını girdim, bingo! Lokasyonu haritada görünce gözlerim parladı. Tekrar karşıya geçince tahrir meydanına ulaştım. 7-8 dk içinde de hostelin tabelasını gördüm, oh dedim. Ama o sırada hala kafamda bir soru işareti var. Otobüs bulup bulamayacağım kesin olmadığı için önceden rezervasyon yapmamıştım. Umarım yer vardı. Booking deki skoru 8.5 ti ve fiyatı uygundu. Bu düşüncelerle tabelanın bulunduğu kapıya gittim. Cecilia hostel, 6th floor. Binanın kapısından içeri bakmamla donakaldim. İçerisi tam bir virane. Sağ ve sol tarafta kırık veya yıkık kapılar. Mermerleri kırılmış bir zemin ve geniş holün sonunda bir asansör kapısı. Tam o sırada önümde bir kol uzandı. Binayı temizleyen kadın hayırdır der gibi bana bakıyordu. Hostel, dedim. Bu sefer kol asansöre yöneldi. Hadi hayırlısı deyip asansöre yöneldim. Şimdi düşünüyorum da gece gelmiş olsam oradan içeri giremezdim herhalde. Asansörun takırtılarıyla birlikte altıncı kata çıktım. Bina girişine rağmen hostelin girişi fena görünmüyordu. Gece için müsait oda vardı ama check in için en az bire kadar beklemem gerekiyordu. Çantamı bırakıp bu sürede tahrir meydanındaki mısır müzesini gezdim. Bütün geceyi yolda geçirmiş olmama rağmen müzeyi gezmede iyi performans çıkardım. İşte o asansör:  

Bu asansöre biner miydiniz? #old #building #hostel Burak Okumus (@burakoue)’in paylaştığı bir gönderi ()


Müzede 120 bin parça var. Tek bir odasindakiler bile kendi başına bir müze açmaya yetebilir. Antik Mısır la ilgili neredeyse herşeyi görebileceğiniz muhteşem bir yer. İnsan ve hayvan mumyalarını da içeriyor. Adamlar küçük bir kuştan bir bebeğe ve dört metrelik bir timsaha kadar buldukları herşeyi mumyalamis.

Öğleyin hostele dönüp bi duş aldıktan sonra meşhur El Khalili pazarına doğru yürüyerek yola çıktım. Yaklaşık iki buçuk kilometrelik yolun ilk kilometresinden sonra Kahire nin dark side kısmına girmiş gibi hissettim kendimi. Hayatımda böyle bir kargaşa görmemiştim. Bi taraftan şaşkınlığımi belli etmemeye çalışarak akrobatik hareketlerle caddede ilerlemeye çalıştım. Kaldırımlar dükkanların mallarıyla dolu ve kaldırımın bitiminde seyyar satıcılar. İnsanlar araç yolundan yürüyor. Arabalar durmadan korna çalıyorlar giderken bile. Her an herkes herkesin önüne kırabilir. Zaten arabaların hepsi vuruk ve derin çizikler içinde. Sağlam araba çok az gördüm. Pazara ulaştım ama pek ilgimi çekmedi. Bi tur attıktan sonra hemen yanındaki Al Hussein camisine gireyim dedim. İnsanlar ayakkabılarını rafa bırakıp içeri geçiyordu, ben de aynısını yapmak istedim ama rafların oraya geçmeye çalışırken yaşlı bi dayı durdurup ayakkabimi almaya çalıştı, benim turist gibi etrafa bakindigimi fark etmiş olacak ki dökülmüş dişlerinin arasından zorlukla “sadaka” demeyi başararak para istedi, sinirlendim ayakkabımı geri aldım ve çıktım. Son olarak Al-azhar parkını gezdim, şehir parkı ama giriş ücretli. Şehre yüksekten güzel bir bakış atabiliyoruz burada. Ve şehrin geri kalanına göre sakin ve nefes almalık bir yer. Dönüşte gelirken gözüme takılan, ihtişamlı bir girişi olan, rehberde Al-ghuri complex olarak geçen mekana bi dalayim dedim ama içerisi pazara dönmüş, biraz ilerleyince Türk malı kumaş ürünlerinin satıldığı uzun bir sokakla karşılaştım. Daha ilerleyince ise dükkanlar bitti. Yön duygularıma güvenerek şurdan sağa dönersem gelirken girdiğim karmaşalı yolu atlatmış olurum diye düşündüm ama ilerledikçe sokaklar daraliyor ve tenhalaşıyordu. Yönümü de kaybetmeye başlamıştım. Bi süre sonra içten içten üç buçuk atarak, etrafa tırstığımı çaktırmamaya çalışarak aynı yolu hızlıca geri döndüm. Bu sırada şarjı azalan telefonun GPS inin çalışmaması da adrenalini ikiye üçe katladı. Neyse ki geçtiğim yerleri hatırlayarak ana caddeye çıktım ve geldiğim yolu takip ederek otele ulaştım. Çok yorulmuşum, erkenden uyudum.

Sabah erken kalkıp kahvaltıdan sonra piramitlere doğru yola çıktım. Daha önceden hostel sahibinden aldığım talimatlara göre Tahrir meydanından metroyla Giza durağına gidip oradan microbus dedikleri küçük minibüslerle piramitlere gidilebiliyormus. Buna uyarak metroya girdim, bir pound a bilet aldım. Metro da kadınlar için ayrı bekleme alanları ve vagonlar var, isteyen kadınlar bu alanları kullanabiliyor. Çünkü metro oldukça kalabalık ve inip binerken inenlere yol verme ya da sıra bekleme gibi bir alışkanlıkları olmadığı için üstüste çıkıyorsunuz.

Giza durağında inip metrodan çıktığımda yine birçok sefer başıma geldiği gibi mısırlı bi genç Arapça bişeyler söyledi, anlamadım. Sonra İngilizce olarak burası tren istasyonuna gidiyor çıkmak için bu yönden gitmen lazım dedi peki dedim çıktık beraber. Nereye gittiğimi sordu piramitlere dedim. Ben de oraya gidiyorum beraber gidelim falan dedi, pek inanmadım ama neyse devam ettik. Microbus ları turistler kullanır, hem uzakta bırakır hem de her tarafa girişte ayrı para isterler ben sana mısırlıların yolunu göstereyim dedi. Şüpheciliği de terk etmeyerek neyse dedim yerli gibi gezmek daha iyi olabilir. Bi halk otobüsüne bindik, baya buram buram halk otobüsü gerçekten. 2 pound ödedim ve yaklaşık 20 dk sonra indik.

Normalde turistlerin indiği yer burasıymış sonradan fark ettim. Köşeden çok küçük bi minibüse daha bindik ve bi mahallenin girişinde indik. Ara sokaktan bir yere çıktık, develer atlar falan. İllegal çalışan bir yer olduğunu anladım ama Mısırlı bakış açısıyla buna el altından çalışmak denilebilir. Bana başta yüksek gelen bir tutar söylediler, TL ile 160 lira falan, çok ne olduğunu anlayamadan kendimi devenin üzerinde bulduğum için pazarlık etmek kabul ettikten 2 dk sonra aklıma geldi, aklımı seveyim. Neyse sonra piramitlerin bulunduğu alana girilebilen küçük bi kapının önünde durduk. Kapıdaki polislerle bişeyler konuştular. Bahsettiğim kapı kesinlikle normal turist girişi değil. Sonra polislerden biri avantasını aldı ve deveyle içeri girdik. Ali adlı deve sürücüsü ve rehbere beni emanet ettiler. Bu sırada ben sürekli otobüsteki elemanı kesiyorum bekleyelim beraber gezicez falan diye ama başta beni ikna etmek için kapıya kadar gelmiş, adamlara sanki kendisi de gezmek için gelmiş gibi para ödemiş olsa da kapıdan girdikten sonra kendisini bi daha görmedim. Ama Ali iyi ve sıcakkanlı bi rehberdi, her yeri gezdirdi, sohbet ettik. Yürüyerek kendim gezmiş olsam öğrenemeyeceğim şeyler öğrendim, iki saati deveyle geçirdim, kendim çekemeyeceğim güzel fotoğraflarım oldu. Sonuç olarak çok kazıklanmış gibi hissetmedim, hesapta olmayan bi harcama oldu ama değdi. Normal yollardan kaça patlardi ve bu kadar iyi geçer miydi bilmiyorum.

Haaram dersen piramit, haraam dersen kötü #giza #pyramids #egypt #haram

Burak Okumus (@burakoue)’in paylaştığı bir gönderi ()

Dönüşte tekrar aynı araçları kullanarak döndüm. Giza metro dediğiniz zaman herkes anlıyor. Metro için nerde inecegimi bilmememe rağmen otobüste yanımda oturan ve İngilizce bilmeyen biri ile giza metro kelimeleri ve beden diliyle anlaştık, geldiğimizde bana söyledi. Tekrar metroyla tahrir e gittim, tahrir deki durağın adı Sadat. 5 dk sonra toz toprak içinde hostele ulaştım, hemen duşa.

— Kahire’deki üçüncü günümde öğleye kadar şehir merkezinde biraz daha dolanıp öğleden sonra Şarm’a doğru geri yola koyuldum. Bu sefer konforlu otobüs bileti almıştım, gündüz yolculuğu olduğu için, yine bile yol bitmek bilmedi. Kontroller, kontroller, iniş, taksi, otel.. Çok yorulmuştum, önceden kaldığım otele tekrar geldim. Hatta otobüste tanıştığım, şarm da kalacak iyi bir yer bilip bilmediğimi soran bir Arap aileyi de getirdim. Ertesi gün sabahtan plaja gittim ama hava bulutluydu. Naama Bay’den birkaç hediyelik aldıktan sonra geceye kadar otelin resepsiyonunda uçak saatini bekledim. Hayatım boyunca hatırlayacağım bir seyahatin sonuna geldim. Tüm fotoğraflar için instagram.com/burakoue

Bu yazıyı paylaşmak istersen:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>